Johann Wolfgang von Goethe

Goethe


Goethe, 28 ağustos 1749 da Frankfurt'da doğdu. Varlıklı bir aileden gelen babası tarafından Aydınlanma düşüncesinin ideallerine göre yetiştirildi. Küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi, güzel sanatlar ve tiyatroyu tanıdı. 1765 de hukuk eğitimine başladı ancak hastalanıp evine döndü. Din ve mistisizmle tanışması bu dönemdedir. İyileşince, hukuk eğitimini Strasbourg'da tamamladı. Dil üzerine araştırmalar yapan Herder'le dostluk kurdu. Parlak bir gençti Goethe. 1775 de Weimar Dükü tarafından elçilik danışmanlığına atandı ve 1782 de von unvanını aldı.


1786 da Roma'ya giderek güzel sanatlar alanında incelemeler yaptı. Sicilya'da ise -ilginçtir- botanikle ilgilendi. Almanya'ya dönüşünden sonra evlendi Goethe. Doğan beş çocuğundan sadece birisini yaşatabildiler. Bu sıralarda Jena kentinde ikamet ediyordu ve Schiller'le de burada tanıştı. Yaklaşık on yıl süren dostlukları sırasında, iki yazar olumlu anlamda birbirini her yönden etkilediler. Siyasi karışıklar ve toplumsal patlamalara, 1805 de Schiller'in ölümü de eklenince çok sarsılan Goethe, Jena'dan ayrıldı. Yaşı da hayli ilerlemişti, köşesine çekildi; yazdı, durmadan yazdı ve hayatının en üretken dönemini geçirdi. 22 Mart 1832 de Weimar da öldü.



EDEBİYAT

1- bütün kültürsüz insanların ilgisi malzemeye yöneliktir,işleme tarzına degil.

2-şiir ya mükemmel olmalı yada hiç varolmamalı.

3-her anlatıda en çokta tanımlamacı anlatıda yansıtılacak nesnelerin sırası,birbirine baglanma,aşırılaştırma ve her çeşit ilerlemede öyle açık ve kesin çizilmiş olmalıki dinleyici ve okuyucu zorunlu olarak başka türlü degilde öyle düşünebilmeli.

4-hakiki sanatlı anlatımın didaktik bir amacı olamaz..o cevap vermez,azarlamaz,yanlızca sonuç olarak grüş ve davranışlar geliştirir ve bu yollada aydınlatır ve ögretir.

5-abrtma yapmayan her edebiyat hakikidir ve sürekli derin etki yapan herşeyde abartılmış sayılmaz


ÖZDEYİŞ

1-anektot ve özdeyişler dagarcıgı,görgülü adam için en büyük hazinedir.eger birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı,ikincileride yeri geldikçe hatırlamayı bilirse.

2-bazı bilge sözlerin bulanıklıgı yanlızca görecedir.bir şeyi uygulayanın kafasında çakan her şimşek dinleyiciye tam olarak anlatılamaz.

ELEŞTİRİ

1-eleştiri,modern yazarların alışkanlıgından başka birşey degildir.

2-bizi en sert eleştiren kimdir? ümitsizlige ugramış bir meraklı.

ROMAN

1-roman;bize olabilir olayları imkansız yada neredeyse imkansız şartlar altında gerçek diye sunan tür.

2-romanda öncellikle zihniyetler ve olaylar tanıtılmalı;dramda,karakterler ve eylemler.roman yavaş ilerlemek zorundadır ama figürün düşünceleri ise ne tarzda olursa olsun bütün gelişimde öne geçmesini engellemek zorundadır.

MASAL

1-masalın bir hakikat yanı vardır ve olmalıdır da,aksi halde o masal degildir.

2-masalın ana karekteri saf özgürlügüdür.

MEKTUP

1-konuşacak olsan,nasıl konuşurduysan öyle mektup yaz o zaman güzel yazarsın.

İRONİ

1-O dogrudan ironiyi pek fazla kullanıyor;yani kınanacak şeyi övüyor,övülecek şeyi kınıyor;bu çok ender kullanılması gereken hitabet aracıdır.çünkü sürekli olunca zeki insanları bıktırır,zayıfları yanıltır ve şüphesiz özel bir zeka gösterisi olmadan kendilerini başkalarından daha akıllı gören orta büyük sınıfın hoşuna gider.

SANSUR

1-sansur ve basın özgürlügü hep çarpışmaya devam edecek.sansuru isteyen ve uygulayan daha güçlü olandır.basın özgürlügünü isteyense daha güçsüz olan.biri ne planlarında nede faaliyetinde yüksek sesli,zıt görüşlü bir varlıkla engellenmek istemez,itaat ister;ötekilerse nedenlerini dile getirmek,itaat etmemeyi yasallaştırmak isterler.bakıldıgında bunun her yerde geçerli oldugu görülecektir.

ALGILAMA

1-her çeşit edebiyat ürünün tadına varabilmek için bir alabilme yetenegi gerekir.

EGİLİM

1-insanın kullanmadan ve yararlanmadan doguştan sahip oldugu hiç bir egilim ve yetenek yoktur.

2-bir şeye egilim,o şeyden anlamaktır.

EGİTİM

1-yetenekler şart koşuluyor,onların becerilere dönüştürülmesi gerekir.işte her türlü egitimin amacı budur.

2-insanın egitimi için bir şeyler yapılmak isteniyorsa,onun egitim ve isteklerinin ne yönde olduguna bakılmalıdır.sonra onun bu egilimlerini tatmin edecek,o isteklere ulaşacak duruma getirmek gerekir.böylece insan,yanılacak olursa vaktinde yanılgısını farketsin ve kendine uygun alanı yakalayacak olursa daha bir hevesle ona yapışsın ve daha gayretle kendini yetişdirsin.

3-soylu bir adam yetişmesini dar bir çevreye borçlu olamaz,hem vatan hem dünya onu etkilemelidir,hem üne hem yergiye katlanmayı bilmeli,hem kendini hem başkalarını tam tanımak zorunda olmalı,yanlızlıgın tatlı sarhoşluguna kanmamalı.

4-karşılaştıgımız her şey bizde izler bırakır,her şey farkına varılmadan egitimimize katkıda bulunur;ama bunlarla hesaplaşmak yinede tehlikelidir.

5-tek yanlı egitim egitim degildir.gerçi bir noktadan yola çıkılır ama çeşitli yönlere gitmek gerekir.

6-gerekttiginde okullarımız var,liselerimiz hatta dünyaca ünlü üniversitelerinizde var,ama insanın ve karakterinin gerçek egitimi için kurulmuş hiçbir şeyimiz yok.bu yüzden içimizde çogumuz o kadar karaktersiz.

7-yüz çesit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.

8-insanın kendi kendine verebilecegi en muazzam kültür,başkalarının onu aramadıgından emin olmaktır.

9-tek yanlı olmamak için,insanın egilimi olmadıgı şeyide kendine maletmeyi bilmesi gerekir.

10-insan zorunlu oldugu için ( ciddi olarak )en yüksek şeye ulaşmaya çabalıyorsa ve isteyincede ( şaka olsun diye )en aşagı şeye iniyorsaancak o zaman çok yönlüdür.

11-kendi kendisinin efendisi olmak isteyenin,kendine hakim olmayı bilmesi gerekir.

12-bir insanın düşünme ve hissetme tarzı oluşmadan,dış şartlarla durumunda büyük bir degişikligin saglanması kadar onu tehlikeye sokan başka birşey olamaz.

13-asil bir örnek güç işleride kolaylaştırır.

14-hakiki ögrenci bilinenin içinden bilinmeyeni geliştirmeyi ögrenir ve ustaya yaklaşır.

15-dersin yararı çoktur,ama heveslendirmenin de yaptıramayacagı şey yoktur.

16-kendini begenmeyen bir genç kendini nasıl yetiştirebilir? bomboş bir tabiat,hiç olmazsa kendine bir dış görünüş vermeyi becerecektir ve gayretli insanda az sonra kendini dıştan içe dogru yetiştirmeyi bilecektir.

17-şartlar bütün insanları egitir,ne istenirse yapılsın onlar degiştirilemezler.

18-deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdır.yanlız yarı delilerle,yarı akıllılar çok tehlikelidir.

19-kartal havada havaya,zirvede zirveye alışır.


ERDEMLER

1-insan asil olmalı,yardımsever ve iyi,çünkü yanlız bu özellikler onu tanıdıgımız öteki yaratıklardan ayırır.

2-dürüstlük insanı düşüncesiz ve hatta inatçı yapar.

3-alçakgönüllük ve kibir,zekayla ilgili ahlak konularıdır ve vucutla ilgileri yoktur.sınırlı ve zekaca geri kimseler de kibir vardır;zekası parlak ve yetenekli kimselerde ise asla.

4-cömertlik,erkege yakışan bir erdemdir.

5-sabretmeye alıştıysan inan bana çok şey yapmışsın.

6-bilgelik yanlız hakikatledir.

7-çıkar gözetmeyen iyilik,en yüksek ve en güzel faizi getirir.

8-insanı dostça ilgiden daha çok yetiştiren; daha saf ve canlı olarak uyanık tutan ne vardır.


AMAÇ


1-amacı olan kimse araçlarınıda istemeli,ufak tefek tatsızlıkları aşmalı ve kendisi için kişiliginin gücüne güvenecek kadar cömert düşünmelidir.

2-amacına ulaşmak mı istiyorsun? o halde kendi yolunu kesme.

3-daha yüksegine ulaşalım diye,aslında iyice gözümüze kestirdigimiz bir hedeften nasılda saptırırız kendimizi.

4-amacı istemek ve araçları hor görmemek ne kadar güç.

5-kimsenin ugraşısına karışmam ki bende kendi keyfimce yaşayabileyim.

6-mükemmelde oyalanmak güçtür,ileri gidemeyense geriler.

7-erege yaklaştıkça güçlükler büyür.


EKSİK

1-her insanın neyi eksik diye degil hala neyi kaybolmamış diye bak.

ERKEK

1-erkekler kendileriyle hep zıtlık içindedirler.

2-bir erkek her zaman kolay degildir.

3-bir adama deger vermek için onu denemeyi bilmek gerekir.

4-iyi bir karın mı olsun istiyorsun? öyleyse tam bir koca ol.

5-hiçbir erkegin gözü aşagıda olmamalı,yukarı en yüksek kadınlara yönelmeli.

6-iki cinsten herbiri ötekinden kendi başardıgı şeyi ister ve ancak şöyşe memnun olur:"erkek,kadın onun sözünü dinlerse;kadınsa,erkek ona yardım eder,hizmet eder,dikkat eder,kibar olursa.böylece aşkta rolleri degiştirirler,erkek hakim olmak için hizmet eder;kadın hakim olmak için söz dinler.

7-erkekler daha çok tek tek şeyleri,karşılarındaki şeyleri düşünürler ve haklıdırlarda.çünkü iş yapmak,etki etmektir görevleri.buna karşılık kadınlar daha çok hayatta birleştirici olan şeyi düşünürler ve aynı derecede haklıdırlar,çünkü onların kaderi bu ilişkiye baglıdır ve işte bu birleştirici şeyde onlardan beklenmektedir.


ESİRGEMEK


1-halkın içinde yaşıyorsan şuna alış ki; hiç kimse bir başkasını esirgemez.

2-kendini esirgeyen,kendi kendine tekin görünmemeli.


EŞİTLİK


1-eşitlik ve özgürlügü vaad eden yasa koyucular ya devrimciler ya hayalperesttirler yada şarlatan.


ETKİ-İZLENİM

1-kadınlar ilk izlenimlere güvenecek ve bunları cesaretle dile getirecek kadar mutludurlar.

2-ilk izlenim sorunu tuhaf birşeydir. o hep hakikatle yalanın yüksek derecede bir karışımıdır.

3-ne var ki insan belli küstahça bir kibrinden dolayı kendini maddi etkilerden çok manevi etkilere karşı daha emin sanır.

4-en güzel etki,iki benzer ruhun birbirine yaptıgı etkidir.


EV

1-evin kıymeti ancak akşam oldugu zaman anlaşılır.

2-kötü bir ev iyi insanları küçültür.

3-temiz bir eve girmek,isterse zevksiz süslenmiş olsun insana zevk verir; çünkü bize hiç olmazsa bir yanıyla işlenmiş bir insanın varlıgını gösterir.


EVET

1-pek çok şeye katlanmak zorunlulugunu,bir tek 'evet' sözü dogurur.

EVLİLİK

1-anlıyorum ki evlilikte bazen kavga etmek gerekir,çünkü bu sayede insan birbirini tanır.

2-dünyada bu kadar çok hareketli şeyin arasında evliligin sonsuz süreklilige dayanması,onun aksayan bir yanıdır.

3-erkeklerde,kadınlarda yanlızca kasıtlı olarak sadakatsizlik ederler.


EVREN

1-gecenin içinde kalan kimse,alaca karanlıgı gündüz sayar,bulutlu bir günü ise güneşli. ya güneş dogunca ne olur?

GELİŞİM

1-neler degişmedi ki; dünya dönerken kendide ekseni etrafında dönebilene ne mutlu.

2-her ilerleme bir cesaret işidir ve ancak cesaret sayesinde kesin olarak ilerlenir.

3-insan kendinden ve dünyadaki şeylerden biraz olsun emin oluncaya kadar çok gömlek degiştirir.


GENÇLİK

1-gençlik,şarapsız sarhoşluktur.

2-gençlik,yol gösterilmek ihtiyacı duyar.

3-gençlik ve halk hep tehlike ve kargaşalıga koşar.

4-izlenimleri taptaze ve güçlü algılamak,gençligin özenilecek bir mutlulugudur.eleştirici bilgi arttıkça o saf zevklerin kaynagı kurur.

5-insan gençlikte diledigine,ihtiyarlıkta bol bol sahiptir.

6-hatalar zarara dönüşünce,gençlik çok şaşırır;kendini toparlar,pişman oldugunu düşünür. ihtiyarlıkta insan ne şaşırır ne de pişman olur.

7-gençlikte insan ayrıntıyı esas,esası ayrıntı olarak görür; yaşlılıkta tersi olur.

8-bir insan yirmi yaşında genç degilse,kırkında nasıl olsun?

9-insan gençken hiçbirşeyde tam degildir.

10-hiçbir gençlik hatasını ihtiyarlıga taşımamalı,çünkü yaşlılıgın zaten kendi kusurları vardır.

11-kan akrabalıgı gibi gençlik arkadaşlıklarıda şu önemli özellige sahiptir; ne çeşit olursa olsun yanılmalar ve anlaşmazlıklar onlara temelden zarar vermezler ve bir zaman sonra eski ilişkiler yeniden canlanır.

12-gençlik izlenimleri en küçük ayrıntılarına kadar silinmez.


FELSEFE

1-yakından incelenirse her türlü felsefe anlamsız dilde insan aklından başka bir şey degildir.

2-felsefe,aklın sınırlarına işaret eder ve onları sözle çözmeye çalışır.

3-çok iyi biliyorum ki körler daha iyi hisseder,sagırlar daha iyi görürler.ama halk hangi organıyla felsefe yapar ki?

4-toplumun içinde felsefe yapmak,çözümü olmayan problemler üzerinde hararetle sohbet etmek demektir.

5-felsefe yapan kimse kendinden önceki dünyanın ve kendi kuşagının tasarım biçimleriyle uyuşmuyor demektir.

6-insanları zihniyetler birleştirir,düşünceler ayırır.

7-eklektik bir felsefe yoktur,olsa olsa eklektik filozoflar vardır.

8-mistisizm,gönlün skolastigi,duygunun diyalektigidir.

9-eleştirici bir idealist felsefeye şükran duyuyorum;dikkatimi kendi üstüme yöneltmemi sagladı,bu çok büyük bir kazançtır,ama bu felsefe nesneye hiç ulaşamıyor.nesneyi genel insan aklının yaptıgı gibi kabullenmeliyiz ki ona karşı degişmeyen bir ilişki içinde hayatın tadını çıkarabilelim.

10-diyalektik,insana nesnelerin farkını tanımayı ögrensin diye verilmiş olan karşı çıkma ruhunun ögretimidir.

11-hep bütün olana dogru çabala ve eger kendin bir bütün olamıyorsan,hizmet eden bir üye olarak bütüne katıl.

12-ciddi bir şekilde kendi derinliklerine inen bir kimse kendinin hep yarım oldugunu görecektir;daha sonra kendini bütüne tamamlamak için ister bir kıza,ister dünyaya el atsın farketmez.


GERÇEK-GERÇEKLİK

1-ideal olanda coşku,gerçek olanda tutarlılık önemlidir.


GİYİM

1-kıyafetin renginden insanın düşünce tarzı,biçimindende yaşayış tarzı anlaşılır.

2-yaşlı adama ne düşünce biçiminde,ne de kıyafette modaya uymak yakışır.

3-gözlük kullanan,kendini oldugundan daha akıllı sayar,çünkü onun dış duyusu bunun sonucu iç yargılama gücüyle denge durumunun dışına çıkmıştır;kendi hakiki iç varlıklarını bu dışardan eklenmiş sahte varlıkla bir dereceye kadar dengeleyebilmek için oldukça yüksek bir kültür gerekir ki bunuda ancak kusursuz kişiler becerebilir.gözlük kullandıkça başka bir insan oluyorum ve kendimi hiç begenmiyorum.


GİZLEMEK

1-tutkularını,egilimlerini,niyetlerini ve planlarını gizlemeyi bilmeyen,dünyada hiçbir şeye ulaşamadıgı gibi köşe bucak rahatsız edilir ve alaya alınır.

2-sonuna kadar soyulmak istemiyorsan,altınını,kaçışını,inancını sakla.


GOETHE

1-yeryüzünde benim için zaralı ve öldürücü olabilecek şeyler arasında kızgınlık en sonuncusudur.

2-ah,ben yanlız oldugum zamanlar çok konuşkan bir insanım.

3-aşk bana herşeyi veriyor,onun olmadıgı yerde havada su döver gibiyim.

4-iyi degilim...çünkü ne aşıgım ne de kimse bana aşık.

5-kendini,çıkarını düşünmemek,hele aşkta ve dostlukta! bu en yüksek zevkim,ilkem ve uygulamam olmuştur.

6-artık bir şeyler yaratmak ve kafamı tam olarak işletmekten başka bir şey istemiyorum.gençligimden beri bu dertten çekerim.allah verede kurtulsam !

7-herşeyin tat vermesini istiyorum,yanlızca herşeyin yararlı olmasına bakıyorum ve bunuda başarıyorum.

8-gördügüm,duydugum ne varsa hepsini topladım ve degerlendirdim.eserlerim çeşitli binlerce insanla beslendi;cahiller,bilgeler,kafalı adamlar,aptal kafalar,çocuklar,yaşlılar hepsi bana gelip düşüncelerini,yeteneklerini,umutlarını,
varlık biçimlerini sundular;çogu zaman başkalrının ektigi yerden ürün topşadım.eserim,derleyen birinin eseridir ve adıda Goethe'dir.

9-insan,dunyanın hoşuna gidecek bir şey yaptımı o zaman dünya böyle bir şeyi ikinci bir kez yapmamız için elinden geleni yapar.

10-yinede felsefe beni hiçbir zaman bir türlü aydınlatamadı.

11-iyice bilincindeyim ki benim bütün kültürüm uygulamalı olmak zorundadır.

12-benimkiler popüler olamaz,bunu düşünen ve buna çabalayan yanılıyor.onlar yıgın için degil,tek tek insanlar için yazılmıştır.benzer birşey isteyen,arayan ve aynı yönlerde bulunan insanlar için.

13-dünyanın yaradılışı konusunda tam inanabilecegim bir dini açıklama tarzı bulamadım.

14-meslegimde yazar olmak,büyük yıgın ne istiyor,herkese nasıl yaralı olurum diye hiç sormamışımdır.hep amacım kendimi daha kavrayışlı ve daha iyi hale getirmek kişiligimin özünü yükseltmek,sonra iyi ve dogru bildigim şeyleri dile getirmek olmuştur.

15-ben ne akşamları nede geceleri çalışmışımdır,yanlızca sabahları;günün kaymagını o zaman alırdım,çünkü geri kalan zaman peynirleşebilirdi.

GÖRÜNMEK

1-öyleyse bırak,birşey oluncaya kadar öyle görüneyim.

GÖZYAŞI

1-gözyaşı olanlara ne mutlu.

GÜÇ-KUVVET

1-bir kuvvet ötekine egemen olur,ama hiçbiri ötekini oluşturamaz.

2-hiç kimse denemeden gücünün neye yettigini bilmez.

GÜZELLİK

1-güzelligin de,egilimin de degeri kaybolur,yanlız altının degeri durur.

2-güzellik,her yerde aranan bir konuktur.

3-güzellik,görünüşten kaynaklanır,o bir görünüştür vesanatın en yüksek amacı olarak sayılmaz.yanlızca tamamiyle karakteristik olan,güzel sayılmayı hakeder,karaktersiz hiç bir güzellik olmaz.

4-güzelligi ve düşünceyi uzak tutmak gerekir,eger onun uşagı olunmak istenmiyorsa.

5-yalın güzeli,güzelden anlayan degerlendirir;süslü ise yıgına seslenir.

Oscar Wilde (16 Ekim 1854 – 30 Kasım 1900)

Oscar Wilde

16 Ekim 1854'te Dublin'de (İrlanda) ailesinin ikinci çocuğu olarak doğdu. Babası dönemin ünlü doktorlarından William Wilde, annesi İrlanda'nın İngiltere'den bağımsızlığını savunan devrimci şiirleriyle dikkat çekmiş yazar Jane Francesca Elgee idi. Wilde'ın üçü gayrımeşru, beş kardeşi vardı. Kendisinden üç yaş küçük kız kardeşi Emily'nin henüz on yaşındaki ölümü Wilde'ın çocukluk döneminin en sarsıcı olayı oldu; yazar kardeşinin saçlarından bir tutamı, hayatı boyunca, üzerinde taşıdığı küçük bir zarfta sakladı.

Wilde'ın öğrenim dönemi çeşitli burslar kazanmasını sağlayan başarılarla geçti. 1874'te Oxford Magdalen College'den mezun olduktan sonra sanat eleştirmeni olarak çalışmaya başladı. 1878'de Ravenna adlı şiiriyle Newdigate Ödülü'nü kazandı ve bir yıl sonra Londra'ya yerleşti. 1881'de Poems (Şiirler) adlı ilk kitabı basıldı. Aynı yıl estetik konferansları vermek üzere A.B.D.'ye geçti. Başlangıçta dört ay olarak planlanan elli konferanslık dizi yaklaşık bir yıl sürdü ve Kanada'dakilerle birlikte yazar, dokuz aylık bir süre içinde yüz kırkın üzerinde konferans verdi. Bu dönemde Amerikalı yazar ve şairler Henry Longfellow, Oliver Wendell Holmes ve Walt Whitman'la tanıştı ve bir yıl sonra New York'ta sahnelenecek olan Vera adlı oyununu düzenledi. Kuzey Amerika dönüşü üç yıl Paris'te kaldı. 1883'te Duchess of Padova (Padova Düşesi) adlı oyunu yazdı. 1884'te Constance Lloyd'la evlendi. İki yıl içinde bu evlilikten iki erkek çocuk sahibi oldu. 1887'de Woman's World Dergisi'nin editörlüğünü üstlendi; aynı yıl Canterville Hayaleti'ni kaleme aldı. Bundan sonraki altı yıl Wilde'ın yazarlık hayatının en verimli dönemi oldu. Çocuk öykülerinden oluşan iki kitap, 1890'da bir Amerikan dergisinde yayınlanan tek romanı Dorian Gray'in Portresi, A Woman of No Importance (Önemsiz Bir Kadın), An Ideal Husband (İdeal Bir Koca) ve The Importance of Being Earnest (Ciddi Olmanın Önemi) adlı oyunları bu dönemde yayınlandı. Dorian Gray'in Portresi 1891'de kitap haline getirildi ve içerdiği homoerotik öğeler şiddetli tepkilere yol açtı. Aynı kitap daha sonra Wilde'ın kaderini belirleyecek davalarda kanıtmışçasına kullanıldı. Bununla birlikte aynı dönemde yazılan oyunları büyük beğeni topladı ve onu zamanının en önemli oyun yazarlarından biri haline getirdi.

Oscar Wilde 1891'de Queensberry Markisi'nin üçüncü oğlu, üniversite öğrencisi Lord Alfred 'Bosie' Douglas'la tanıştı. Kısa süre içinde çift dört yıl sürecek bir aşk yaşamaya başladı. 1895'te Wilde, oğlunun kendisiyle ilişkisini tasvip etmeyen ve kendisine kamu önünde hakaret eden Queensberry Markisi'ni iftira suçlamasıyla dava ettiyse de bir süre sonra davayı geri aldı. Ancak Markinin Wilde aleyhine açtığı dava yazarın "gayrıtabii davranışlar"dan iki yıl kürek cezasına çarptırılmasıyla sonuçlandı. Tutuklanmasıyla birlikte evinde bulunan her şey 25 şilinlik bir bedelle satıldı. Yazarın torunlarından birinin deyişiyle " krallık, çağının kibirli ikiyüzlülüğüne meydan okumaya cesaret etmiş parlak ve öfkeli bir hayatın yirmi yılını sembolik olarak kendisinden koparmıştı." 1897'de hükümlülüğü sırasında sevgilisine yazdığı mektuplardan oluşan De Profundis'i yazdı ve aynı yıl serbest bırakıldı. Hayatının kalan kısmında Sebastian Melmoth adını alarak Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde amaçsızca dolaştı; bu arada mahkumiyetinin geçtiği yerin adını taşıyan Reading Zindanı Baladı yayınlandı. Wilde bir süreliğine Alfred Douglas'la yeniden bir araya geldiyse de birliktelikleri çok kısa sürdü.

Tutuklanmasından sonra eski aile adlarından biri olan "Holland"ı soyadı olarak alan eşi çocuklarını alarak İsviçre'ye göçmüş ve 1898'de orada ölmüştü. Oscar Wilde 30 Kasım 1900'de Paris'te öldü ve Pere Lachaise Mezarlığı'nda gömüldü.


1-eninde sonunda insanlar kendi içlerindeki güçlü ahlaki deger sayesinde sanatın gerçek çalışmasının ne oldugunu anlayacaklardır.

2-kurgulamada kullanılabilecek şeyler,ancak ve ancak gerçekte kullanılan şeylerdir.

3-sadece yüzeysel insanlar görünümün yönetimine karşı çıkarlar.

4-entellektüel ifade güzelligin,gerçek güzelligin bittigi yerde başlar.entellektüellik bir abartıdır ve herhangi bir yüzün uyumunu bozar.bir kişi oturup düşünmeye başladıgı zaman tamamıyla burundur ve tümüyle alındır.bu korkunç bir şey.işlerinde profesyonel olmuş kimselere bir bak,hepsi çirkindir.tabii kilise adamları hariç.ama onlarda düşünmedikleri için çirkin degillerdir.bir psikopos onsekizinde ne söylüyorsa sekseninde de aynı şeyi söyliyecektir.bu nedenle onun dogal görünümü mükemmeldir.

5-çirkin ve aptallar bu dünyada en iyi yere sahiptir.rahat koltuklarında oturup günboyu esnerler.zafer hakkında hiçbirşey bilmiyorlarsada yenilgi hakkında da bir şey bilmezler.onlar bizim yaşamamız gerektigi gibi yaşarlar,hiçbirşeye karışmadan,sıradan ve endişesiz.digerlerine hiçbir zararları yoktur...

6-birinin gizi en fazla zevk veren şeydir.

7-sanatın ifade edemiyecegi hiçbir şey yoktur.

8-evlilik,her iki taraf içinde kandırmayı zorunlu kılar.

9-dogal olmak basit bir tavırdır ve bildigin en sinir bozucu tavır.

10-duyguyla yapılan her resim,sanatçının resmidir,satın alanın degil.satın alan bunun degerini bilmeyebilir,çogunluklada böyledir zaten.onun için o,renklendirilmiş bir bez parçasından başka bir şey degildir.oysa bu renkli bez onu yapan ressamı açıga çıkarır.benim bu resmi sergilemememin nedeni ruhumun gizlerinin ortaya çıkmasından korkmamdır.

11-vicdan ile korkaklık tamamıyla aynı şeydir,vicdan firmanın ticari adıdır,hepsi bu.

12-ben arkadaşlarımı iyi görünümlerine göre,tanıdıklarımı iyi karakterlerine göre,düşmanlarımı ise iyi zeka güçlerine göre ayırırım.hiç kimse düşman seçiminde iyi olamaz.hiç kimseye tam bir aptal diyemezsin.herkesin bir miktar zihin gücü vardır.

13-düşüncelerin degerleri onu ifade eden kişinin içtenligine göre degerlendirilemez.gerçekten hiç inanılmayacak olan düşünceler dogru olabilir.düşünceler kişilerin istekleri,arzuları ve önyargılarına göre biçimlenebilir.

14-dünyada hiçbir ilkesi olmayan insandan daha iyisi yoktur.

15-bir sanatçı iyi şeyler yaratmalıdır,ama bunu kendi yaşamına geçirmemelidir.biz,insanların sanatı özyaşam öyküsü şeklinde algıladıkları bir çagda yaşıyoruz.güzelligin soyut tutkusunu kaybettik...

16-kim tartışırsa entellektüelliginden bir şey kaybeder.

17-her sınıf,kendi erdemlerinin önemini düşünerek,kendileri için gerekli olmayan işlere girişerek yardımsever oldugunu kanıtlamaya çalışıyor.

18-sözcükler,şekilsiz şeylere plastik bir form gibi görünürler.

19-bildigini düşündügünden daha fazlasını biliyorsun ve şu an bilmek istediginden daha azını biliyorsun.

20-biz söylemeye korktugumuz tutkularımızın kuklaları tarafından bozulmuşuz ve bunu ifade edecek cesaretimiz yok.




------------------

1-genç adamlar,sadık olmak isterler ama yapamazlar;yaşlı adamlar ise sadakatsız olamak isterler fakat onlarda bunu yapamazlar.

2-ben herzaman yeni arkadaşlarım hakkında herşeyi ögrenmek isterim,eski arkadaşlarım hakkında ise hiçbirşeyi...

3-mevcut olan her zarif şeyin arkasında,trajik bir şey vardır.

4-gençlige geri dönmenin yolu o zamanın deliliklerini tekrar etmektir.

5-erkekler yoruldukları için evlenirler;kadınlar ise meraklı oldukları için evlenirler.sonuç her iki taraf içinde düş kırıklıgıdır.

6-sarışın kadınlar duygusal olurlar...

7-kadınlar,maddenin akıl önünde zaferini temsil ederler;erkeklerse,aklın ahlak karşısındaki zaferini temsil eder.

8-iki çeşit kadın vardır;sade ve renkli.sade kadınlar çok yararlıdır,renkli kadınlar ise çok gösterişlidir,genç görünmek için sürekli boyanan tiplerdir.

9-aşk,birisinin önce kendini kandırmasıyla başlar ve digerlerini kandırmasıyla sona erer.bütün dünyanın romantizm dedigi sadece bundan ibarettir.

10-insanlar daha çok kendilerinin ihtiyacı olan şeyleri başkalarına vermeye bayılırlar-"ögüt gibi".


--------------------


1-kişi olarak eglenmesini bilen yegane sanatçılar,sadece kötü sanatçılardır.iyi sanatçılar hep ne yapmaları gerektigini düşünürler.onlar ne oldukları ile hiç ilgilenmezler.

2-sıradan insanlar yaşamın gizlerinin kendilerine kapanmasına göz yumarlar,bunu yanında az sayıda bir kesim insan yaşamının gizemini ortaya çıkarmak için kendi içinde yogun mücadelelere girişir.bu bazen sanatın etkisiyle gerçekleşirdi-özellikle edebiyat sanatının etkisiyle.edebiyat,tutkuları ve beyni beraberce en yogun şekilde inceliyebilen sanat dalıydı.

3-kadınlar saldırarak kendilerini savunurlar.

4-çocuklarsevmeye aileleri ile başlar,biraz büyüyünce onları yadırgarlar ve bazende onları bagışlarlar.

5-mülk kapıda sürünürken,aşk pencereden içeri girer.

6-biz kendimizin korktugu şeylerden herkesin korkmasını isteriz.

7-iyimserligin temelinde korku vardır.

8-zevk, doganın bir testidir. biz mutluyken herzaman iyiyizdir;fakat iyi iken herzaman mutlu degiliz.

9-hiçbir uygar insan zevkten kaçınmaz ve hiçbir ilkel adam zevkin nedemek oldugunu bilmez.

10-iyi olamak,birisinin kendisi ile uyum içinde olmasıdır.ahenksizlik,herzaman digerleri ile uyum içinde olmaya zorlanır.birinin kendi yaşamı için bu önemli bir şeydir.insan kendisi için degil,başkalrının deger yargılarına göre davranır.bireycilik ise bundan daha büyük bir amaçtır.modern ahlaklılık birisinin, çagının standartlarını kabul etmesi demektir.bense bunun en büyük ahlaksızlık oldugunu düşünüyorum.

Michel de Montaigne

Montaigne

1533-Michel de Montaigne doğuyor ve Papessus köyünde bir sütnineye gönderiliyor.

1535-Michel, Fransızca bilmeyen Horstanus adlı bir Alman eğitmenine veriliyor. Bu eğitmen Michet’in babasının İtalyada gördüğü yeni bir yöntemle çocuğu hep Latince konuşarak yetiştiriyor.

1539-Michel, altı yaşında; Fransa’nın en iyi kolejlerinden birine, Guyenne Kolejine giriyor. Burada yedi yıl okuyor. Latin şiirinin tadına varıyor ve biraz da Yunanca öğreniyor.

1546-Bordeaux da; Edebiyat Fakültesinde felsefe okuyor.

1548-Bordeaux da isyan: Michel, Toulouse da hukuk okuluna gidiyor.

1554-Montaigne in babası Bordeaux Belediye Başkanı oluyor.

1555-Montaigne babasıyla Paris’e gidip geliyor.

1557-Bordeaux Belediye Meclisine giriyor.

1558-Montaigne’le La Boetie arasındaki büyük dostluk başlıyor.

1559-Bordeaux da mezhep kavgaları. Bir tüccar diri diri yakılıyor: Amyot, Plutarkhos’un Hayatlar’ını Fransızcaya çeviriyor. Montaigne’in en çok seveceği, okuyacağı kitap bu olacak.

1561-Bordeaux Belediye Medisi Montaigne’i önemli bir görevle saraya gönderiyor. La Boetie siyasal hayata giriyor:

1562-Protestanlara karşı şiddet hareketleri başlıyor. Montaigne, Rouen şehrini Protestanlardan almaya giden kral ordusuna katılıyor:

1563-Montaigne, Bordeaux’ya dönüyor: La Boetie ölüyor.

1565-9. Charles, Bordeaux’ya gelip bir süre kalıyor. Montaigne, Françoise de la Chassagne’la evleniyor.

1568-Babası ölüyor. Miras beş erkek, üç kız kardeş arasında bölünüyor. Michel, Montaigne çiftliğinin sahibi oluyor.

1569-Montaigne; babasının isteğiyle yaptığı Raimond Sebond’un thelogia üzerine bir eserinin çevirisini bastırıyor.

1570-Montaigne, Bordeaux Belediye Meclisindeki görevinden istifa ederek Paris’e gidiyor. La Boetie nin Latince şiirleriyle çevirilerini bastırıyor. Montaigne’in ilk kızı doğup iki ay sonra ölüyor.

1571-Montaigne, çiftliğine çekiliyor ve kütüphanesine şu Latince kitabeyi yazıyor:

«1571 yılı: Michel de Montaigne, otuz sekiz yaşında. Doğum yıldönümünden bir gün önce; meclisteki kulluğundan ve
memuriyetinden bıkmış; fakat sapasağlam olarak kitapları arasına dönüyor ve geri kalan günlerini orada, sessizlik içinde geçirmeye karar veriyor.>

1572-Saint-Barthelemy kırımı. Montaigne Denemeleri’ni yazmaya başlıyor. Plutarkhos’un Ahlaki Eserleri’nin çevirisi çıkıyor ve Montaigne in elinden düşmüyor:

1573-İç savaş. Montaigne kralın ordusuna katılıyor; görevle Bordeaux’ya gönderiliyor.

1574-Montaigne’in dördüncü kızı doğup üç ay sonra ölüyor.

1575-Montaigne Paris’e gidiyor.

1576-Montaigne, Pyrrhon felsefesiyle yakından ilgileniyor: Raimond Sebond üstüne babasına söz verdiği eseri yazmaya başlıyor.

1577-Montaigne’in beşinci kızı doğup bir ay sonra ölüyor. Henri de Navarre, Montaigne’e yüksek bir rütbe veriyor. Montaigne ilk kez kum sancılarına tutuluyor. Denemeler’ine devam ediyor.

1578-Montaigne küçük bir orman satın alıyor.

1579-Montaigne kendini en çok anlattığı Denemelerini yazıyor.

1580-Denemeler ilk kez, iki cilt halinde basılıyor. Montaigne İsviçre’ye, İtalya’ya gidiyor. Paris’e dönüp kitabını krala sunuyor. Kral beğeniyor.

1581-Montaigne evine dönüyor.

1582-Montaigne, Bordeaux Belediye Başkanı oluyor, Denemeler’i birçok eklemelerle yeniden bastırıyor…

1583-Montaigne in altıncı kızı doğuyor ve birkaç gün yaşıyor.

1584-Navarre Kralı (Sonraki V. Henri) Montaigne’in çiftliğine gelip iki gün kalıyor.

1585-Montaigne Mareşal Matignon’la mektuplaşıyor. İç savaşta nemli roller oynuyor. Bordeaux’da veba çıkıyor. Montaigne görevi başına gelemiyor. Başkanlığı bitinceye kadar yakın bir kasabada kaldıktan sonra, ailesini alıp veba bölgesi dışına çıkıyor.

1586-Montaigne tarihçileri okuyor.

1587 Henri de Navarre tekrar Montaigne’in çiftliğine geliyor.

1588-Montaigne, Denemeler’in dördüncü baskısı için Paris’e gidiyor: Yolda Ligciler tarafından soyuluyor. Paris’te, Denemeler’in hayranlarından Mademoiselle de Gournay’le tanışıyor. İç savaş şiddetleniyor; Montaigne Kralla birlikte Rouen’e gidiyor. Tekrar Paris’e dönüşünde bir gün için Bastille’e atılıyor.

1589-Montaigne evine çekilip kitap okuyor. Denemeler’in yeni bir baskısını hazırlıyor: Birçok eklemeler yapıyor. Kitap en olgun şeklini buluyor.

1590-Montaigne’in kızı evleniyor: Yeni kral 4. Henri, Montaigne’e mektup yazıyor, yanına çağırıyor. Montaigne gidemiyor.

1591-Montaigne’in kızının bir kızı doğuyor.

1592-Montaigne ölüyor.


1-dünya,durmayan bir salıncaktır:orada her şey,toprak,kafkasın kayalıkları,Mısır'ın ehramları,hem etrafiyle birlikte,hemde kendi kendine sallanır.durmanın kendisi bile daha agır bir salıntıdan başka bir şey degildir.

2-ben duruşu degil geçişi anlatıyorum:fakat yaştan yaşa ,yahut halkın dedigi gibi "yedi yıldan yedi yıla" geçişi degil,günden güne,dakikadan dakikaya geçişi.

3-hikayemi saati saatine yazmam gerekiyor.az sonra degişebilirim.yanlız halim degil,amacımda degişebilir.

4-benim yaptıgım,degişen ve birbirine benzemeyen olayları,kararsız ve bazen çelişmeli fikirleri yazıya dökmektir.

5-kendimi kırk yaşını aşıp ihtiyarlıgın yolunu tuttugum şu andaki halimle anlatıyorum.bundan sonraki halim ancak yarım bir varlık olacak;ben artık o ben olmayacagım.gün geçtikçe kendimden ayrılıyor ve uzaklaşıyorum.



6-anlattıgım hayat basit ve gösterişssizdir;zararı yok.bütün ahlak felsefesi alelade ve kendi halinde bir hayata da girebilir,daha zengin gösterişli bir hayatada:her insanda,insanlıgın bütün halleri vardır.

7-benim yaptıgım,bildiklerimi söylemek degil;kendimi ögrenmektir.

8-insanın kendini anlatmasından daha zor ve daha faydalı hiçbir şey yoktur.

9-ben durmadan kendimi düzenliyorum,çünkü durmadan anlatıyorum.

10-kendinden söz etmeyi kötü görmek,yasak etmek adet olmuştur;çünkü kendinden bahsetmek her zaman kendini övmek gibi görünür;kendini övmekse herkesin zıddına gider.ama kendinden söz etmeyi yasak etmek,çocugun burnunu silecek yerde,burnunu koparmak olur.

11-bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez.degişiklik hep kötülüge ve zorbalıga yol açar.bir tek parça bozulunca düzeltilebilir.her şeyin özündeki bozulma ve çürüme egiliminin bizi ilkelerimizden uzaklaştırmasınada karşı koyabiliriz;ama koca toplumu yeniden kalıba dökmeye,bu kadar büyük bir yapının temellerini degiştirmeye kalkmak,düzeltecek yerde silip süpürmek,ufak tefek kusurları toptan bir kargaçalıkla düzeltmek,hastalıkları ölümle iyi etmek."devlet degiştirmekten çok yıkmak isteyen"(cicero) kimselerin işidir.dünyanın birden düzelecegi yoktur;ama insan kendini sıkan şey karşısında o kadar sabırsızdır ki,her ne pahasına olursa
olsun ondan kurtulmak ister.binlerce örnekte gösteriyor ki dünya böyle çabuk iyileşme olmadıkça,bir anda dertten kurtulması iyileşmesi demek degildir.

12-bana sorarsanız,birçokları içip sarhoş oluyor diye,şarabı yasak etmek yanlıştır;fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir.

13-benim meslegim,sanatım yaşamaktır.

14-bana diyebilirler ki:kendini kuru sözle degil,iş ve eserle anlat.ben her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum,bunlarsa ün ve eser haline gelemeyecek kadar belirsiz şeyler:onları söz haline bile getirmekte güçlük çekiyorum.

15-yaptıgımız işler kendimizden çok tesadüflerin eseridir: bu işler kendi özlerini belli ederler;beni ise ancak şöyle böyle,belli belirsiz,parça parça gösterebilirler.

16-ben kendimi oldugum gibi gösteriyorum:öyle bir beden yapısı koyuyorum ki ortaya bir bakışta damarları,kasları,her şeyi yerli yerinde görürsünüz.ben yaptıklarımı degil,kendimi,öz benligimi anlatıyorum.

17-bence insan ne oldugunu bilmekte dikkatli olmalı;iyi tarafınıda kötü tarafınıda aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır.

18-kendini oldugundan az göstermek,tevazu degil,budalalıktır;kendine degerinden az paha biçmek korkaklıktır,pısırıklıktır.kendini oldugundan fazla göstermek de ,çok defa gurudan degil budalalıktandır.

19-bence bu kendini begenme illetinin esası,kendindan pek fazla hoşlanmak,kendi kendine hayasızca aşık olmaktır.bunun en iyi devası kendinden söz etmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır.

20-gurur insanın düşüncesindedir;söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.

21-bu adamlar öyle sanıyorlar ki insanın kendi üzerinde durması,kendinden hoşlanması,hep kendisiyle ugraşması kendine fazla düşkün olması demektir.oysaki aşırı benciller,kendilerini pek üstün körü bilenler,kendilerinden önce işlerine bakanlardır.onlara göre kendi kendisiyle baş başa kalmak,sırt üstü yatıp vakit öldürmektir.ruhunu zenginleştirmeye,kendini adam etmeye çalışmak boş hayaller kurmaktır.sanki kendimiz bizden ayrı,bize yabancı birisiymişiz gibi.

22-kendinden aşagıya bakıpta kendi kafasına hayran olan adam,kendinden yukarıya,geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın; o zaman yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır.

23-insan kendindeki eksik ve cılız degerleri,üstelik insan hayatının hiçligini hesaba katarak düşünecek olursa,hiçbir degeriyle övünmeye kalkışmaz.

24-bir tek sokrates tanrısının dedigine uyup kendisini gerçekten tanımasını ve kendisini küçük görmesini bildigi için bilge adını almaya hak kazanmıştır.

25-yazarken kitapları bir yana bırakır,aklımdan çıkarırım; neden mi? kendi gidişimi aksatırlar diye.

26-Ben yazarken rastgele gittiğim için bol bol hatalara düşerim. Bunları
pekala düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim adetim, malım olmuş
kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum.

27-Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün.

28- Çok gariptir; çağımızda işler o hale geldi ki felsefe, anlayışlı insanlar
arasında bile, ne teorik ne pratik hiçbir yararı ve değeri olmayan boş
ve kuru bir laf olup kaldı. Bence bunun nedeni, felsefenin ana
yollarını sarmış olan safsatalardır. Felsefeyi, çocuklar için ulaşılmaz,
asık suratlı, çatık kaşlı ve belalı göstermek büyük bir hatadır. Onun
yüzüne bu sahte, bu kaskatı bu çirkin maskeyi kim takmış? O ki hep
bayram ve hoş zaman içinde yaşamayı emreder bize. Gamlı ve buz
gibi soğuk bir yüz içimizde felsefenin barınamadığını gösterir.
Felsefeyi barındıran ruh, kendi sağlığıyla bedeni de sağlam etmeli.
Huzur ve rahatın ışığı ta dışardan görünmelidir. Dış varlığı kendi
kalıbına uydurmalı ve böylece ona sevimli bir gurur, hareketli ve
neşeli bir tavır, memnun ve güleryüzlü bir hal vermelidir. Bilgeliğin
en açık görüntüsü, sürekli bir sevinçtir.

29-Felsefenin amacı erdemdir; bu erdem de, medresenin söylediği gibi, sarp, yalçın ve çıkılmaz bir dağın başına dikilmiş değildir.

30-Eğer eğitilecek genç, acayip yaratılışlı olur da
güzel bir yolculuk hikayesi, yahut anlayabileceği bir felsefe konusu
yerine masal dinlemeyi yeğ tutarsa, arkadaşlarının genç dinç
yüreklerini coşturan davullar çalındığı zaman o, kendisini hokkabaz
oyunlarına çağıran arkadaşının yanına giderse, bir savaştan toz
toprağa ve zafere bürünüp dönmeyi, top oyunundan yahut balodan bir
armağanla dönmekten daha hoş ve daha çekici bulmazsa, bu genç için
bir tek çare görüyorum: Eğitmeni onu daha çocukken, kimseye
duyurmadan boğar; yahut da bu gence, bir düka'nın oğlu bile olsa
herhangi bir şehirde pastacılık yaptırılır. Platon der ki, çocuklara
babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek
bulmak gerekir.

31-Mademki asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve mademki
çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır,
niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş.

32-Bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar. Cicero dermiş ki,
iki insan hayatı yaşayacak olsam bile, lirik şairleri incelemeye zaman
harcamam.

33-Yasalar doğru oldukları için değil yasa oldukları için yürürlükte
kalırlar.

34-Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne
vardır?

35-Şu kesin ki çocuğa kendiliğinden bir şey yapmak özgürlüğünü
vermemekle onu korkak bir köle durumuna sokuyoruz.

36-Tümüyle kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bilgidir! Böyle bir bilgi bir süs olarak
kullanılsın: Ama temel olarak değil.

37-Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken
de söyleyecekleri vardır.

38- Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı
gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey,
iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun kurallarını bozmaya hakkımız
yok.

39-Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar
kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır.

40-Güzellik, insanlar arasında, çok tutulan bir şeydir. Aramızda ilk
anlaşma onunla başlar.

41-İnsan yaratıkların en zavallısı, en cılızıdır öyleyken en mağruru da odur.

42-Biz insanlar öteki yaratıkların ne üstünde ne altındayız. Bilge der ki,
göklerin altındaki her şey, aynı yasanın ve aynı yazgının buyruğundadır.

43-Bunca bekçili, silahlı evler yok oldu gitti de benimki niçin duruyor?
Anlaşılan, diyorum, o evler bekçili, silahlı oldukları için yok olup
gittiler.

44-Korunmak saldırana hem istek veriyor, hem de hak kazandırıyor:

45-Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez.

46-Bilinecek, bilinince de daha fazla hatırı sayılacak diye iyi adam olan,
insanların kulağına gitmesi koşuluyla iyilik eden kişi, kendisinden
fazla yarar sağlanabilecek bir insan değildir.

47-Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz
şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey
değildir, gibi geliyor bana.

48-Sokrates'e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı
anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor.

49-Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.

50-Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir.

51-İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz.

52-İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz.

53-İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır. Aristoteles ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına geldiğini söyler.

54-Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.

55-Biz insanlar kendimizi kötülemeye gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. Kafamızın, o her şeyi bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av kendi kendimizdir.

56-Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler
uyduruyorsun. Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini
kötülemeye özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya
çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O
kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni
zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı
başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir
yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı
acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. Üstelik bu yasalar ne kadar
özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde
arıtıyor senin. Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı
sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. Bak,
bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor.

57-Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını
sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler,
yakınlıklardır.

58- Mademki zamansız bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük.

59-Karı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini
sanırlar. Bence hiç de gevşemez. Tersine, fazla sürekli bir beraberlik
bu sevgiyi soğutur, bozar.

60-Uzaktan her kadın insana hoş gelir.

61-Ayrılıklar benim yakınlarıma sevgimi tazeler, ev hayatımın tadını artırır.

62- Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm.

63-Bana en büyük iyiliği kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur.

64-Mızmız, dırdırcı insanları hiç sevmem; bu adamlar yaşamanın
sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar: Sinekler
gibi, cilalı pırıl pırıl yerlerde tutunamaz, pürtüklü, pürüzlü yerlere
abanır, oralarda rahat ederler; ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla
beslenirler.

65-Eğitimin insanı bozmaması yetmez, daha iyiden yana değiştirmesi
gerekir.

66-Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş,
daha rahat yaşamak.

67-Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki
bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır.

68-ev işlerinin az önemli olmaları,
daha az yorucu olmalarını gerektirmez.

69-Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,O engin denizlerin ötesindeki yerler değil.

70-Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi
bırakmaz.

71-Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da:
Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş.

72-İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,

Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!

Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.

Ne korkular içinde kıvranır insan!

Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,

Öfke, gevşeklik ve tembellik!

73-Issız yerlerde kendin için bir evren ol

74-Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle
doğrudan doğruya ilgili değil.

75-Bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez...

76-Dünyanın birden düzeleceği yoktur; ama insan kendini sıkan şey
karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan
kurtulmak ister. Binlerce örnek de gösteriyor ki dünya böyle çabuk
iyileşme aramaktan hep zarar görür: Durumunda genel bir iyileşme
olmadıkça, bir an dertten kurtulması iyileşmesi demek değildir.

77-Kavuşabildiğimiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle,
üzüntülerle karışıktır.

78-Derin bir sevinçte, eğlentiden çok ciddilik vardır.

79-Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur.

80-Tanrıların bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz
değildir, onları bir dert pahasına satın alırız.

81-Sokrates der ki: «Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak
istemiş, bunu başaramayınca, bari şunları kuyruklarından birbirine
bağlayalım, demiştir.»

82-Ağlamak da bir zevktir.

83-Yitirdiğimiz dostların anısı, çok eski bir şarabın acılığı gibi, mayhoş elmalar gibi hoşumuza gider.

84-Adaletin yasalarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır.

85-Örnek olsun diye verilen her cezada kamunun yararına ve bireyin
zararına bir adaletsizlik vardır.